Son Gelişmeler
Editör Yazar
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. ADALET
  4. Erdemir Günlükleri – 1

Erdemir Günlükleri – 1

Picsart_25-08-03_14-50-01-573
{"remix_data":[],"remix_entry_point":"challenges","source_tags":["local"],"origin":"unknown","total_draw_time":0,"total_draw_actions":0,"layers_used":0,"brushes_used":0,"photos_added":0,"total_editor_actions":{},"tools_used":{},"is_sticker":false,"edited_since_last_sticker_save":false,"containsFTESticker":false}
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

 

🧱 Erdemir Günlükleri – 1

Büyük Zorlukların Ardından Nasıl Sendikacı Oldum

Hakan Akgün – Köşe Yazısı

Erdemir’de ilk iş başı yaptığım günü dün gibi hatırlıyorum.
Demir kokusuna karışan bir heyecan vardı içimde…
Ama o kapıdan içeri adım attığım anda fark ettim ki, buradaki düzen, dışarıdaki sokak düzenine hiç benzemiyordu.

Biz, yani yeni gelenler, alın teriyle ekmeğini kazanma gayretinde, canla başla çalışan genç işçiler…
Ama bir de ayrıcalıklılar vardı:
Kiminin akrabası formen, kiminin eski sendikacı, kiminin de mühendisle hemşeriliği…
Hatta aramızda eniştesi başmühendis olan bile bulunuyordu.
O görünmez bağlar, işyerinin havasına sinsice karışmış, adalet duygusunu içten içe kemiriyordu.

Zaman geçtikçe tablo daha netleşti.
Biz işe dört elle sarıldıkça, “ustalar” dediklerimiz işi gevşetmeye başladı.
Mola yerleri çay kokulu sohbetlerle dolup taşıyor, kimse oralardan çıkmak istemiyordu.
Ne ironiktir ki, biz yeni gelenler orada iki dakika soluklansak hemen “hadi işinize!” diye bağıran aynı ustalar, saatlerce orada pinekliyordu.

Sonra öğrendim, bu düzende bir de “kıllık” diye bir şey varmış.
Birine gözleri tutmadı mı, hemen forman odasına gidip ispiyonlar, o kişiyi en ağır işe, en huysuz ustanın yanına gönderirlerdi.
Bize gözdağı vermenin, karakter kırmanın yolu buydu.

Korkaklar ise farklıydı…
Formenlerin gözüne girmek için hediyeler taşır, kimisi akşam sofralarına içki götürür, yaranmaya çalışırdı.
Erdemir kültürü, bana askeriyeyi hatırlatıyordu ama bir farkla:
Burada “dişini gösteren” değil, ısıran kazanıyordu.

Bizse kendi kendimize sorardık:
“Acaba biz başımızı belaya sokmadan, hakkımızı ezdirmeden ne zaman diş göstereceğiz?”
İşçi arasında yıllardır süren bu “hak yiyen sınıf ayrımı”nı kim, nasıl yıkacaktı?

Derken bir gün, sendika delege seçimlerinin yapılacağı haberi geldi.
Fabrikada hareketli bir hava vardı.
Herkes sırayla sandığa gidiyor, oyunu atıyor, çıkıyordu.
Ama görünürdeki bu “özgür seçim”, perde arkasında başka bir oyuna dönüşmüştü.
Ustalar, tehditlerle işçileri yönlendiriyor, istedikleri isimlere oy attırıyordu.

Ve işte o gün, dişimizi gösterme sırası bize gelmişti.
Yeni olduğumuz için çoğumuz sessiz kaldı, ama biz iki kişi başımızı dik tuttuk.
Adamlığımızı sandık başında satmadık.
Kazanmamız mümkün değildi belki… ama vicdanımızı kaybetmeye hiç niyetimiz yoktu.

O gün, içimde bir karar şekillendi:
Bu düzeni değiştirecektim.
Her seçimde aday olacaktım.
Sendikanın karşısında durmaktan, gerekirse tek başıma savaşmaktan çekinmeyecektim.

Kolay olmadı.
Bize her şeyi yaptılar.
İş yükü altında ezmeye kalktılar, üzerimize işçi saldılar, hakaret ettirdiler.
Ama bizi bükemediler.
Çünkü bizim davamız sadece bir sendika davası değildi;
alın terinin, onurun ve eşitliğin davasıydı.

Ve bir gün… kader, beni Zafer Yüksel Karadağ adlı bir formenle aynı masaya oturttu.
O masa, sadece bir iş toplantısı değildi.
Bir dönüm noktasıydı.
Orada başlayan hikâye, çok şeyi değiştirecekti…

Devamı bundan sonra …


 

Erdemir Günlükleri – 1
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Giriş Yap

Akgün Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!