“Şehir Artık Okumayı Öğrendi”
Bir zamanlar gazetede çıkan her yazı haber sayılırdı.
Şimdi şehir büyüdü… okur da büyüdü.
Artık insanlar sadece ne yazıldığına değil, neden yazıldığına bakıyor.
Yeni bir esnaf dükkân açacaksa,
yeni bir yatırımcı tabela asacaksa,
yeni bir eğitim kurumu kapılarını hazırlıyorsa…
Bazı yazılar açılıştan önce hazır oluyor.
Faaliyet yok, öğrenci yok, müşteri yok…
Ama yorum var.
Doğrudan suçlama yoktur;
zaten gerek de yoktur.
Cümlelerin arasına bırakılan küçük bir “acaba” çoğu zaman yeterlidir.
Sonra aynı cümle gelir:
“Biz kimseyi hedef almıyoruz.”
Belki de en dikkat çekici kısmı bu.
Çünkü hedef alınmadığı söylenen yazıdan sonra herkes kendini açıklama yapmak zorunda hisseder.
Esnaf güven anlatmaya başlar,
iş insanı niyetini anlatır,
eğitimci emeğini anlatır.
Yani ortada bir iddia yokken savunma doğar.
İşte şehir artık tam burada meseleyi anlıyor.
Bazı yazılar olayları anlatmaz…
ortam oluşturur.
Bazı metinler bilgilendirmez…
yoklama yapar.
Ve herkes şunu fark etti:
Haber çıktıktan sonra gelişme olmaz,
gelişme beklendiği için haber çıkar.
Kimseye suç isnadı yok elbette.
Ama garip bir şekilde her seferinde aynı kişiler açıklama yapmak zorunda kalıyor.
Demek ki sorun cümlelerde değil, yöntemdedir.
Bu şehir küçük olabilir ama hafızası büyüktür.
Aynı metni farklı tabelalar üzerinde defalarca görünce artık kimse bunu tesadüf sanmıyor.
Gazetecilik soru sorar;
başka şeyler ise cevap gelene kadar soru üretir.
Çizgi çok incedir…
ama şehir artık hangi tarafın kalem tuttuğunu ayırt edebiliyor.
Okur artık sadece haberi okumuyor…
artık niyeti de okuyor.—



