“Zulüm Allah’tan Değil, Yetkiyi Kötüye Kullananlardan Doğar!”
Allah kuluna zulmetmez; insan, nefsinin arzularına yenildiğinde zulmün kapısını kendi açar.
Kur’an’ın anlattığı Habil–Kabil kıssası boşuna değildir:
Yeryüzünde sadece iki insan vardı ama dünya onlara bile yetmedi.
Kıskançlık, tamah, güç hırsı derken ilk felaket yaşandı.
Bugün milyarlarca insan yaşıyor; ama zulmün kaynağı hâlâ aynı:
Yetkinin emanet değil, güç olarak görülmesi.
Ve şimdi gelelim Kdz. Ereğli’de uzun süredir kamuoyunda tartışılan konuya…
İşçinin Emeğiyle Kurulan Bir Sendika…
Sendikanın kuruluş amacı açıktı:
İşçinin hakkını savunmak,
Emekçinin payını korumak,
Güç dengesi karşısında işçinin sesi olmak.
Ancak yıllar içinde şehirde ve işçiler arasında şu eleştiriler ve iddialar yaygın biçimde konuşulur oldu:
Sendikanın işçinin sorunlarından uzaklaştığı,
Aidatlarla dönen yapının işçiyi yeterince temsil etmediği,
Lüks yaşam tarzlarına dair işçiler arasında rahatsızlık oluştuğu.
Bunlar, kamuoyunda dile getirilen değerlendirmeler ve işçi yorumlarıdır.
İşçiler Uzun Süredir Şunu Soruyor: “Bizim İçin Ne Yapıldı?”
İşçilerin aktardığına göre:
Bazı yakın çevrelerin işe alınması yönünde iddialar uzun süredir şehirde dolaşıyor(Çocukları,damatları akraba ve yakın dostları)
Odun ihalesi, otel duvar boyama ihalesi, manav ihalesi, kafe ihalesi, yemekhane ihalesi, servis gibi ihalelere ilişkin çeşitli söylentiler yıllardır gündemde.
Gülüç ve Erdemir çevresinde bazı ticari girişimler hakkında işçiler arasında çokça konuşulan yorumlar var.
Tüm bunlar kesin hüküm değil, işçilerin ifade ettiği iddialar ve şehirdeki genel algıdır.
İşçilerin bir diğer eleştirisi:
“İşçi için mücadele eden bir yapı olması gerekirken, yıllardır sahada aynı kararlılığı göremedik.”
Bu da yine işçilerin görüşü ve değerlendirmesidir.
Tazminatsız işten çıkarılan işçilerin sesi duyulmadı mı?
Son iki yılda işten çıkarılan bazı işçilerin, “sendikadan yeterli destek göremedik” yönündeki şikâyetleri çokça dile getirildi.
Ayrıca:
İşverenin bir yıl önce sunduğu bir teklifin, bir yıl sonra aynı şekilde kabul edilmesi üzerine, işçiler arasında “bir yıl kaybettik” eleştirisi yaygın bir yorum hâline geldi.
Bunlar, işçi tabanının yaptığı değerlendirmelerdir.
Eski İşçinin Güven Kaybı
Eskiden sendika temsilcilerinin işçilerle iç içe olduğu söylense de, bugün birçok eski işçi:
“Eskisi gibi yanımıza gelmiyorlar.”
şeklinde serzenişte bulunuyor.
Bu, işçinin kendi gözlemi ve yorumudur.
Peki Bu Düzen Nasıl Ayakta Kaldı?
Kamuoyunda sıkça dile getirilen görüşe göre:
- Bazı siyasetçiler,
- Bazı STK yöneticileri,
- Bazı yerel idareciler,
Sendikanın yanlış gittiği düşünülen noktalarda gerekli tepkiyi vermedi,
“görmezden gelen bir sessizlik” oluştu.
Vatandaşın yorumu ise şu:
“Bir gün fabrikadan veya sendikadan bir şey çıkar” beklentisi, insanları suskunluğa itti.
Bunlar yine şehirde dolaşan değerlendirmelerdir; somut suç isnadı değildir.
Doğruyu Söyleyen Yalnız Kaldı
Kamuoyunda dile getirilen en yaygın sitem şu:
- Doğruyu söyleyen yalnız bırakıldı,
- Eleştiren dışlandı,
- Korkmadan konuşan hedef oldu.
Ve ardından hep aynı cümle geldi:
“Biz işçinin yanındayız.”
Son Söz (Şimdilik)
Zulmün kaynağı Allah değil;
Zulmün kaynağı, emanet edilen yetkinin işçi yararına değil, başka alanlarda kullanıldığı algısını oluşturan uygulamalardır.
Kdz. Ereğli’de yıllardır konuşulan iddialar,
işçilerin paylaştığı şikâyetler,
şehrin hafızasında biriken sorular…
Hepsi bize tek bir şeyi hatırlatıyor:
Yetkinin sorumluluk bilinciyle kullanılmadığı yerde zulüm üretilir.
Bu yazı bitmedi.
Devamı gelecek.
Çünkü bu şehir çok şey gördü.
Ve artık birileri konuşmaya başladı…












