EVDEKİ HESAP ÇARŞIYA UYMADI!
Koltuk hayaliyle yola çıkanlar, şimdi koltuğun kendisini tartışıyor!
Bir dakika…
Şöyle bir soluklanalım.
Ben şimdi şu 14 imzayı görünce ister istemez kendime şu soruyu sordum:
Siz Yeni Parti’ye siyaset yapmak için mi geldiniz, yoksa yeni yönetimde koltuk kapmak için mi?
Çünkü hikâyenin başı başka, bugün geldiği yer bambaşka!
Daha düne kadar CHP’nin yönetimindeydiniz.
Sonra topluca istifa ettiniz.
Yeni Parti’ye geçtiniz.
Anlatılanlara göre büyük bir heyecan, büyük bir gelecek, büyük bir iktidar yürüyüşü vardı.
Eyvallah!
Siyaset tercihtir.
İstifa edersiniz, başka partiye geçersiniz.
Kimse size “Niye geçtin?” diye hesap soramaz.
Ama…
Yeni Parti’ye geçerken kafanızdaki hesap ile bugün yaşadığınız gerçek birbirinden farklıysa, bunun faturası neden başkasına kesiliyor?
Evdeki hesap çarşıya uymadıysa…
Çarşıyı suçlamanın da âlemi yok!
Şimdi karşımıza bir bildiri çıkıyor.
“İrademiz yok sayıldı…”
“Kapalı kapılar ardında kararlar alındı…”
“Ortak akıl hiçe sayıldı…”
İyi de kardeşim…
Siz daha dün birlikte çalıştığınız Zerrin Yılmaz’ın yönetiminde değil miydiniz?
Evet.
Şimdi Yeni Parti’nin ilçe başkanı yine Zerrin Yılmaz olmuş.
Peki?
Sizin itirazınız neye?
Kadının sizinle çalışmasını istememesine mi?
Yeni yönetimde istediğiniz isimlerin bulunmamasına mı?
Yoksa beklediğiniz koltukların bir türlü önünüze gelmemesine mi?
İşte burası önemli!
Çünkü dışarıdan bakınca insanın aklına ister istemez şu geliyor:
CHP’de yönetimdeydiniz…
Yeni Parti’ye geçtiniz…
Yeni yönetimde de yönetici olmayı beklediniz…
Olmayınca da “irademiz yok sayıldı” dediniz!
Eğer mesele buysa, kusura bakmayın ama…
Bu siyaset değil, koltuk hesabıdır!
Siyaset yapmaya gelen insan, makam verilmediğinde de siyaset yapar.
Görev verilmediğinde de çalışır.
Listeye girmediğinde de partisinin başarısı için mücadele eder.
Çünkü gerçekten dava için gelmiştir.
Ama hedef koltuksa…
Koltuk bulunamadığında huzursuzluk başlar.
Sonra “demokrasi” denir.
“Ortak akıl” denir.
“İrade” denir.
“Şeffaflık” denir.
Hepsi güzel kelimeler.
Ama kelimelerin arkasında makam beklentisi varsa, o kelimelerin de bir kıymeti kalmaz.
Ben size daha basit söyleyeyim:
Yeni Parti’ye geldiniz diye otomatik olarak yeni yönetici olma hakkınız doğmadı.
Hele hele bir siyasi partiden ayrılıp başka bir siyasi partiye geçtiğinizde, “Biz geldik, şimdi sıra bizde” diye bir kural hiç yok.
İlçe başkanı Zerrin Hanım olur.
Beğenirsiniz, çalışırsınız.
Beğenmezsiniz, demokratik yollarla mücadele edersiniz.
Ama daha dün aynı teşkilatta beraber çalıştığınız bir insan bugün sizinle çalışmak istemiyorsa, bunun cevabı bildiri yayınlamak değil; siyaset yapmaktır.
Bir de şu “14 imza” meselesi var.
14 kişi imza atmış.
İyi.
Demek ki 14 kişinin ortak bir rahatsızlığı var.
O rahatsızlık gerçekten demokratik teamüllerle ilgiliyse, sonuna kadar konuşulsun.
Belgeler ortaya konsun.
Kim ne yaptıysa açıklansın.
Ben buna itiraz etmem.
Ama…
Bir siyasi partide yöneticilik bekleyip yöneticiliğe seçilememek ile demokratik iradenin yok sayılması aynı şey değildir.
Aradaki farkı ayırmak lazım.
Çünkü yarın başka bir yerde aday olamadığınızda da mı “irademiz yok sayıldı” diyeceğiz?
Bir görev verilmediğinde de mi “kapalı kapılar ardında oyun kuruldu” diyeceğiz?
Olmaz!
Siyaset biraz da sonucu hazmetme sanatıdır.
Kazandığında alkışlamak kolay.
Kaybettiğinde, kenara çekilip çalışmaya devam edebilmek asıl karakter testidir.
Şimdi çok daha açık bir şey söyleyeceğim:
Yeni Parti daha yolun başında.
Daha teşkilat kuruluyor.
Daha taşlar yerine oturuyor.
Daha dün başka partinin yönetiminde olan insanların bugün yeni partinin yönetimini şekillendirme beklentisi varsa, kusura bakmasınlar…
Yeni Parti sizin eski makamlarınızın devamı değildir!
CHP’de bıraktığınız koltuğu Yeni Parti’de bulacağınızın garantisini kim verdi?
Kim size “Gelin, yönetimde olacaksınız” dedi?
Kim size “Siz gelin, sıra sizde” diye söz verdi?
Eğer böyle bir söz yoksa…
Kusura bakmayın ama koltuk da yok!
Hatta CHP’deki eski koltuğunuz da artık başkasına emanet.
Yeni Parti’de de şimdilik yapılacak en güzel iş belli:
Bir sandalye bulun.
Oturun.
Biraz dinlenin.
Biraz da seyredin.
Çünkü siyaset sadece koltuğa oturmak değildir.
Bazen koltuğa oturamadan da adam gibi siyasetçi olunabilir.
Ve son sözüm şu:
Yeni Parti’ye gerçekten Türkiye için geldiyseniz, koltuk beklemeyin.
Çalışın.
Üretin.
İnsan kazanın.
Teşkilat kurun.
Seçimi kazanın.
Koltuk zaten zamanı gelince gelir.
Ama mesele koltuksa…
İşte o zaman kusura bakmayın.
Evdeki bulgurdan da olursunuz, çarşıdaki pirinçten de!
Çünkü siyasetçinin gerçek ağırlığı oturduğu koltukla değil…
Koltuk yokken ne yaptığıyla ölçülür.
Hakan Akgün










