Yurtta Sulh, Cihanda Sulh: Namaz ve Sağlıklı Bir Toplumun Sırrı
Dün Tayyip Bey bir kez daha Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten miras kalan “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini öyle bir cümleyle açıkladı ki, her sözünden zekâ fışkırıyordu:
“Yurtta sulh, cihanda sulh ilkesini proaktif, atılgan ve girişimci bir anlayışla yoğurarak dış politikamızın odağında tutmayı sürdüreceğiz.”
Ve ben, bu söze ilhamla kendi kalemimden döktüm:
“Yurtta sulh, cihanda sulh olan kazanır; dostun belli, safları sıkı tutan kazanır.”
Bu sadece bir siyasi söylem değil, hayatın ta kendisi. Çünkü biz Müslümanlar için cami, ezan, namaz sadece ibadet değil; her biri Allah’ın bize sunduğu birer hediye, birer fırsat. Her vakit namaz, sadece ruhu temizlemiyor, bedeni ve zihni disipline ediyor, birer spor hareketine dönüşüyor, insanı güçlü kılıyor, sağlıklı tutuyor.
Gerçek Müslüman, bu disiplini yaşamına taşır. Namazını aksatmayan, ibadetine sadık olan, kötülüğe bulaşamaz, kötü ilişkiler içinde bulunamaz. Ve unutmamak gerekir ki: zina ve ahlaksızlıktan uzak duran kişi, hem ruhunu hem toplumunu korur, gelecek nesillerin sağlıklı ve doğru yetişmesine katkı sağlar. Zina ile kirlenen yollar, toplumun huzurunu ve aile yapısını bozarken, ahlakına sahip çıkan her birey, çocuklarının ve soyunun da bu felaketlerden korunmasını sağlar.
Bu yüzden Tayyip Bey’in sözünü bir kez daha anlamak gerekiyor: Sulh ve disiplin kazandırır. Ülke için de, birey için de. Bizler, yurtta barışı sağlamak, dünyada dostluk ve güven tesis etmek istiyorsak, önce kendi içimizde düzeni kuracağız. Namazla, ibadetle, sağlıklı bir zihin ve bedenle…
Hakan Akgün üslubuyla söylemek gerekirse:
“Namazını kılan, kötülükten uzak durur. Camiye giden, doğru yolda yürür. Sağlıklı kalır, dostunu bilir, düşmanını tanır. Zina ve ahlaksızlıktan uzak duran, geleceğe sahip çıkar. İşte gerçek güç budur!”









